|
Warning: main(http://www.tawish.org/menu.php) [function.main]: failed to open stream: HTTP request failed! HTTP/1.1 404 Not Found in /home/tawishor/public_html/tatarmakale/templates/jclass1/index.php on line 18 Warning: main(http://www.tawish.org/menu.php) [function.main]: failed to open stream: HTTP request failed! HTTP/1.1 404 Not Found in /home/tawishor/public_html/tatarmakale/templates/jclass1/index.php on line 18 Warning: main() [function.include]: Failed opening 'http://www.tawish.org/menu.php' for inclusion (include_path='.:/usr/lib/php:/usr/local/lib/php') in /home/tawishor/public_html/tatarmakale/templates/jclass1/index.php on line 18 |
| Tatarlarda İslam Dini |
|
|
| Pazartesi, 29 Mayıs 2006 | |
|
İslam dininin, bizim ecdadımız tarafından ne zaman, nasıl kabul edildiği, İdil-Yurt’ta (Volga boylarında), Kur’an-ı Kerim’in ne şekilde yaygınlaştığı, Tatar Manevi hayatındaki rolü hakkında, Orta Çağ Arap, Fars ve Türk kaynaklarında, ayrıca, Tatar yazılı belgelerinde oldukça fazla bilgi bulunmaktadır. Şihabeddin Mercani, Rizaeddin Fehreddin, Musa Bilgi, Zakir Kadiri, Morad Remzi ve bazı başka Tatar aydınları, onları araştırma ve inceleme faaliyetlerini, XIX. Yüzyılın ikinci yarısı ve XX. Yüzyılın ilk çeyreğinde başarılı bir şekilde başlatmışlardı. Ancak, Ekim inkılabından sonra bu kutsal iş, kısmen yerinde kaldı. Hükümetin dine, ayrıca İslam’a karşı acımasız savaşı, acıklı neticelere sebep oldu. Cami ve medreselerin, din ehillerinin çoğu, Arap yazısıyla yazılı kitapların büyük kısmı yok edildi; alfabeyi değiştirme mankutluğa yol açtı; inançsızlık, Ruslaştırma yaygınlık kazandı.
Nihayet, son 7-8 yıl içinde, Tatar tarihi, bilinçsizlik uykusundan uyanmaya başladı. Milli mektepler, cami ve medreselerin açılması, İslam ve onun tarihi ile ilgilenilmesi, “Kur’an”, dini edebiyat yayınlarının basılması v.b. bunun açık göstergesidir. Ancak, özellikle dini eğitim gören ilahiyatçılar ve din ehilleri, fevkalade azdır. Onlar da daha çok teşvik ve günlük işler ile meşguldürler. İslam dininin aslını, tarihini, felsefi temellerini, Tatarların arasındaki rolünü, ilmi olarak araştırma ve öğrenme işi ise, şimdilik çok zayıf durumdadır. Benim konuşmam, bu konudaki düşünce ve arayışların, sadece bir tecrübesi olarak değerlendirilmelidir. * * * Bizim ecdadımız, İslam dinini ne zaman kabul etmişler acaba? Buna, halkın cevabı doğal olarak 922 tarihi olacaktır. Temel delil olarak İbn-i Fatlan’ın İdil Bulgaristanı’na gelmesi hakkındaki seyahatnamesi alınıyor. Ancak, bu tarih ulu hakikatin sadece bir tarafını göstermektedir. Çünkü, İslamiyet’in resmi olarak kabul edilişinden ilk olarak burada bahsediliyor. İkinci olarak, İdil-Yurt’a, İslam, İbn-i Fatlan seyahatinden 2-3 asır önceden girmeye başlıyor. Üçüncü olarak, Altın Orda devrinde, yanı XIII. Yüzyılın ikinci yarısı, XIV . yüzyıl birinci çayreğinde oluşan Tatar halkı sadece Bulgarlardan ibaret değildir. Onu meydana getirmede, Hazar, Kıpçak, Tatar ve bazı başka kavimler de mühim rol oynuyor. Onların ise İslam dinini şu veya bu derecede kabul etmeleri değişik devirlerde gerçekleşiyor. Dördüncü olarak, biim ecdadımızın, İslam dinini kabul etmesi, Türk dünyası ile de sıkı bağlantılıdır. Çünkü, Türk kavimleri, birbiriyle çeşitli bağlantılarda bulunmuşlar, bir çok zaman kendi aralarında kaynaşarak, aynı devletlerin çatısı altına girmişlerdir. Tarihte bir çok göçerlerin yaşandığı bellidir. Eski Türkler arasında Mecusilik, Budizm, Hıristiyanlık, Yahudilik, Zerdüştlük, Maniheizm ve bazı başka dinlerin şu veya bu derecede yaygınlık kazandığı ve kabul edildiği bilinen gerçeklerdendir. Ancak, çok eski devirlerdeki Mecusiliği hasaba katmazsak, bu dinlerin heçbiri ciddi olarak, tatarların manevi dünyasında yerleşmemiştir. Bu şans ise sadece İslam dinine nasip olmuştur. Böylece İslam’ın, günümüzde, Türk dünyasının, dolayısıyla Tatarların da bin yıldan beri manevi dünyasını teşkil eden temel inancı esas dini olduğunu belirtebiliriz. İslam’ın bizde kabul edilişi ve halk içinde yaygınlık kazanması, ticari, iktisadi, siyasi, kültürel ve başka faktörlere bağlı olarak gerçekleşmiştir. Burada Arap-Fars dünyasının maddi ve manevi yönden gayet büyük gelişmeye erişmesi de mühim rol oynuyor. Ama en önemlisi ve etkileyicisi şudur: İslam dini, insanın, canı, ruhu, davranış biçimleri, adap ve ahlakı, başka bir ifadeyle, cemiyet gelişiminin insani değerleri ile sıkı bağlantıdadır. Bunun için de o, insanları, hangi kavimden, sınıftan olmasına bakmadan, kendine mıknatıs gibi çekiyor. Şunu da belirtmek önemlidir ki, VII-VIII asırlarda Mecusi Türklerde Gök, başka ilahi güçlerden farklı olarak, Ulu Tanrı şeklinde değerlendiriliyor. Bu da temelinde tek tanrıcılık fikrinin bulunduğu İslam dinini kabul ederken, psikolojik olarak olumlu etkilemiştir. Ondan önceki Arapların ve Türklerin içtimai beşeri ve manevi yaşayış tarzlarında bazı, tipolojik ortaklıkların ve benzerliklerin de bulunduğunu unutmamalıyız. Bugünkü Tatarların ataları, İslam dini ile, Türk dünyasında ve Arap olmayan kavimler arasında en son başta gelenlerden olup ilgilenmeye başlıyorlar. Malum ki, VII. Yüzyılın ikinci çeyreğinde, tam olarak 632 senesinde, Kubrat Han önderliğinde “Büyük Bulgar” devleti kuruluyor. O, Azak Denizi, çevresini, Taman Yarımadasını, Don’un aşağı kısmını ve Kuban boylarındaki yerleri kapsıyor. Bu memlekette dahi, İslam taraftarlarının olduğu biliniyor. Ünlü “Kubrat Han Hazinesi”nde Arap bölgesi ile bağlı eşyaların bulunması da bunu gösteriyor. VII. Yüzyılın ortalarında “Büyük Bulgar” devleti ortadan kaldırılıyor ve onun topraklarıyla halkı, Hazar Kağanlığı hakimiyeti altına giriyor. Bizim atalarımızın yaklaşık üç asırlık tarihini de kapsayan Hazar devleti, Avrasya’nın o zamanlardaki en büyük devletlerinden olmuştur. Bu devletin halkı, etnik ve dil bakımından birbirine yakın olan Hazarlar ve Bulgarlardan oluşuyor. Hakimiyet, Hazarların elinde bulunduğundan, devletin sınırları içine dahil olan başka kavimlere de çoğu zaman “Hazarlar” denilmiştir. İslam dini Hazar Kağanlığına, “Büyük Bulgar” devletinin var olduğu yıllarda, yani VII. Yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren girmeye başlıyor. Müslüman Doğu dünyası ile münasebetlerin artması, bu sürece daha da hızlandırıyor. VIII. asrın birinci yarısında, artık İdil-Yurt’ta Müslümanların kalabalık olarak yaşadıkları biliniyor. Arapların komutanı Mervan zaferlerinden sonra, yani 737 yılında / bundan 1260 yıl önce / Hazar Hakimiyeti İslam dinini resmi şekilde de kabul ediyor. Ne yazık ki, bu önemli tarih, bugüne kadar Türk ve Müslüman cemaati itibarın dışında kalıyor. Hazar kağanlığında değişik dinlerin mensuplarının yaşadığını da unutmamak gerekir. El-Mes’udi’nin yazdığına göre /943-937 yıllarında, devletin başkenti İdil’de, “Müslümanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Mecusiler yaşamaktadır.” “Padişahın tebaası altındaki halkın çoğunlu, ayrıca Saray halkı, ordu ve ordu mensupları, Müslümanlardır… Bu yüzden, İtil memleketinde üstünlük. Müslümanlardadır.”1 Şunu da belirtmemiz gerekir ki, kağanlıkta dini özgürlük korunuyordu. Aynı durumu daha sonra Altın Orda devletinde de görebiliyoruz. IX. asırda Orta İdil’de, Bulgar memleketi kurulmaya başlıyor. O önceleri hazar devletine bağlı oluyor. 970 yılında kağanlık ortadan kalkıyor. Oradaki Hazarların bir kısmı Bulgarlaşıyor. Bir kısmı da Kıymak-Kıpçaklarına karışıyor. L.Gumilev, Astrehan Tatarlarını, doğrudan doğrudan doğruya Hazarların varisi olarak da görmektedir. 1240 yıllarına kadar yaşamış Bolgar memleketi hem devletçilik hem de manevi miras bakımından Hazar Kağanlığının devamı olarak karşımıza çıkıyor. Bu konuyu alimler de hatırlamaktadırlar. Daha İbn-i Faldan seferine kadar, İslam dininin yaygınlık kazandığı, cami ve medreselerin bulunduğu Orta Çağlardaki birçok kaynakta kayıtlıdır. Devlet bağımsızlığına kavuştuktuk tan sonra, Orta İdil’de İslam medeniyeti çiçek açıyor. Burada fen ve edebiyat alanında çeşitli eserler yazılıyor. Mesela, Taceddin Bolgari’nin, yaklaşık 1219 yıllarında, Arap dilinde yazdığı, “Et-tiryakel-kabir” adlı eseri, zamanında Şark tıbbındaki çok değerli kitaplardandı, (Tahran’daki Sanat Kütüphanesinde bulunan bu kitap 1997 yılında Rus ve Arap dillerinde Kazan’da neşredilmiştir.) Tatarların oluşumuna katkıda bulunan üçüncü önemli etken veya unsur, Kıpçaklardır. Kıymak, Hazar ve başka memleketlerde yaşayan bu kavim, genelde göçer konar hayat tarzını sürdürüyor ve çoğunluğu Mecusi dinini tutuyordu. Ancak, X-XI. Asırlarda, şark tüccarları, Bulgar ve Harzem devletlerinin de tesiri ile Kıpçaklara da İslam dini girmeye başlıyor. Bu süreç XIII-XIV. Yüzyıllarda daha da yaygınlık kazanıyor. Altın Orda devletinin kurulması bizim tarihimizin yeni sayfasını açıyor. Belirttiğimiz gibi, dil ve etnik yönden yakın olan Bulgar, Hazar, Kıpçak, Tatar ve başka kavimlerin birleşimiyle Tatar halkı oluşuyor. Tatarların bir kısmı, Kaşgarlı Mahmut’un kayıtlarında gösterildiği gibi, XI. Yüzyıllarda, özellikle, Güney Ural, İrtiş illerinde yaşıyordu. Bir kısmı da, Moğollar ile birlikte XIII. Yüzyılın birinci yarısında Sibirya taraflarından geliyor. Kaynaklarda, Altın Orda devleti kuruluncaya ykadar, Tatar kavminin arasında Müslümanların sayısının oldukça az olduğu görülmektedir. Ancak, İdil Yurt’a Doğudan gelmiş Tatarlar, Berke Han /1256-1266/, ayrıca Özbek Han /1312-1342/ devrinde Müslüman dünyasına katılıyor, karışık etnik süreçte mühim rol oynuyor. Bunun neticesi olarak, Altın Ordu’nun temel halkı, Tatar ismi ile adlandırılmaya başlıyor. İdil-Yurt’un, Hazar, Bulgar çağından bizzat gelen zengin kültürel gelenekleri ileDeşt-i Kıpçak’ın, Mısır-Suriye ile olan sıkı münasebeti, Altın Ordu’da İslam’ın temel din olmasını, İslami medeniyetin ve ilimlerin önem kazanmasını sağlıyor. Bu konuda, İbn-i Batuta, İbn-i Garebşah gibi Orta Çağ alimleriyle Emin el-Hali gibi muasır alimler aynı düşünceyi paylaşıyorlar. 1994 yılı, Batı Sibirya Tatarlarınca, İslam dininin kabul edilmesinin 600. yıldönümü olarak belirlendi. Ancak burada, tek taraflı olarak sadece XIV. Asır sorunda değil, ondan çok önceleri, Bulgarlarla şark tüccarları aracılığıyla, yaygınlık kazanmaya başladığı bilinmektedir. XV. yüzyılın ortalarında Altın Orda devleti devriliyor. Onun yerine, Kırım, Kazan Asterhan, Noğay, Sibir, Kasıym, Ulu Orda gibi devletler kuruluyor Tatar hanlıkladı diye adlandırılan bu devletlerde, İslam dininin temel din olarak, hak arasında yaygınlık kazandığı bilinen gerçektir. Mesela, Şerifi’nin “Zafernami-i Vilayeti Kazan” adlı eserinde /1550/, “Kur’an” ayetlerinin yazılı olduğu görülüyor; ayrıca, Kazan’ın, çok eskiden beri hanlığın başkenti; “eskiden beri İslam şehri olduğu”, kafir ülkeleri ile de “sınırdaş” olduğu belirtiliyor. Kazan hanlığı, Asterhan ve baka Tatar devletleri devrildikten sonra, Tatarlara ve İslam’a karşı korkunç güreş, jenosit siyaseti başlar. Cami ve medreseleri yıktırma, kitapları yok etme, ruhbanları asıp kesme, Tatarların kutsal yurtları ve mezarlıklarının yerine kilise ve manastırlar yaptırma, zorla haç çektirme, Hristiyan dinine garşı baş kaldıranları yaşadıkları yerlerden sürgan etme, büyük vergilere bağlama gibi yüzyıllardır süren asimle politikası Rusya imparatorluğu için has görünüşlerdir. Haç çektirme, arkasından Ruslaştırma siyaseti amele aşırmakta Çarlık hükümeti, Kreşin Tatarları için ayrı bir kolaylıklar da yaptı. Onlar için ayrı okullar açti, Rus harfleri ile kitap, dağıttı… Ama Çarlık memurları, Hristiyan misyonerleri ne kadar çalışsalar da, Kreşin Tatarlarının, atalarının diline, dinine sadık kaldığı bilindiği gibi, tekrar İslam’a döndükleri vak’alarına da rastlıyoruz. Kreşin Tatarları hakkında söz açılınca, bir meseleye açıklık getirilmeli. “Biz çok eskiden beri Grosnıy’a ¨[Korkunç’a] kadar bizzat “Kreşin İdik” diyenler var. Ancak, bu fikrin belirli bir kısmı doğrudur. Çünkü Hazar, Bulgar, Altın Orda, Kazan hanlıkları çağlarında İtil-Yurt’ta, Hristiyan dinini tutanlar çok az idi. Bunların bir parçasını da Tatarlaşmış Fın-Ugur kavimleri teşkil ediyor. Haç çektirme, Hristiyan dininin zorla kabul ettirilmesi Tatar devletleri devrildikten sonra başlıyor. Bunun neticesinde Kreşin Tatarları, asıl XVI. Asrın ikinci yarısında, XVIII. Yüzyılda meydana geliyor. Bu konu, arşiv belgelerinde, çok sayıdaki tarihi belgelerde geçmektedir. Meşhur misyoner N. İlminski’in /1822-1891/ “Tatarlık İslam ile Güçlüdür” İfadesi, siyasetinin asıl amacını anlamaya yardım ediyor. İslam dini mensuplarını ezme, İslam’nini, dilini, milli varlığını yeni çağa kadar koruyabildiler. Biz bu kutsal işleri, fedakarlıkları için onlara teşekkür borçluyuz. Günümüzde, Tatarların genel sayısı açıklanmamıştır. İstatistiklere göre Tatarların sayısı on milyon civarında değişiyor. Bunun birkaç on bununu, XIV. Asır XV. Yüzyıllarda Altın Ordu’dan göç eden, zamanla dilerinin kaybeden, ancak İslam dinine günümüze kadar sadık Polonya-Litvanya Tatarları teşkil ediyor. * * * İslam, bin yıldan fazla zaman zarfında, yaşayış biçimimize, dilimize, örf-adetlerimize, fikirlerimize, kültür hayatımıza gayet güçlü bir şekilde tesir etmiş. İdil-Yurt’ta, Arap ve Farisi dillerini öğrenme, Hazar, Bulgar çağlarından başlamıştır. Arapça bilme, o dilde okuma, yazma Ekim Devrimine kadar aydın olmanın temeli olarak itibar görüyordu.Türk-Tatar dillerindeki yazmalar dışında, bizim kütüphanelerde Arapça ve Farsça kitaplar da dünya kadar çoktur. Onların bir kısmı Tatar alimleri /G. Utız İmeni, G. Kursavi, Ş. Mercani, M.Bigi v.b./ tarafından yazılmış. Dilimize girmiş çoğu Arap ve Farisi alıntılar devamlı kullanılmanın sonucunda, Tatar sözlüğüne kazandırılmıştır. Bu yazı, Tatarlara bin yıldan fazla hizmet etmiş,XX. Yüzyılın 30’lu yıllarına kadar temel alfabe olarak kullanılmıştır. Bizim yazma mirasımızın çok kısmını, Arap alfabesiyle yazılmış eserler teşkil ediyor. İslam dini ayrıca edebiyatta derin iz bırakmıştır. Çoğunlukla konular, vak’alar, motifler “Kur’an”dan alınmıştır. Biz bunu, Kölgali, Muhammediyar, Utız İmeni, Tukay ve başka büyük alimlerin eserlerinde açıkça görüyoruz, ve ondaki fikir ve estetik zenginlik Tatar yazarlarına, ilham vergiş, sanatta doğru yönelişe sürüklemiş, kişinin, hayat olaylarını aydınlatmada, değer vermede orijinal bir kaynak olmuştur.2 * * * Bilindiği gibi, İslam dininin özünü, aslını “Kur’an” teşkil ediyor. Dolayısıyla, İslam’ın girmesi, yayılması, yaşayışı ve yaşanılması, bu kutsal kitap ile doğrudan doğruya bağlıdır. Adet olarak, İslam aydınları, “Kur’an”ın, orijinalinden okunması gerektiğine inanmışlardır. Onun anlaşılmasının, benimsenmesinin kolaylaşması için Arapça çeşitli tefsirlerin yazıldığı malumdur. İdil-Yurt’ta da “Kur’an”ın orijinalden okunması çok yaygındı, O’nu alimler hattatlar kendi soydaşları arasına, istinsahlarını yaparak, dağıtmışlardır. Mesela, alim, maarifçi Kayüm Nasıyri /1825-1902/ Höseyin isimli babasını hayatı boyunca birkaç yüz’ü istinsah ettiğini hatırlatıyor. XVII. Yüzyılda yaşamış din adamı ve öğretmen Yunuz bine İvanay’ın da mukaddes kitabın istinsahıyla ilgilendiği biliniyor. Tatar tarihined bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Rusya’da “Kur’an” orijinal basmalarının yapılmaya başlaması XVIII. Yüzyılın sonlarında XIX. Yüzyılın başlarında görünmeye başlıyor. Sant-Petersburg’da 1787 yılında neşredilmiş olan ilk basmanın baskı adeti çok azdır. Onun hakkında ayrı malumatlar vardır. XIX. Yüzyılda, XX. Yüzyılın başında Kazan basımevlerinde yayımlanan kutsal kitaplar sadece Tatarlar arasında değil, İslam, dünyasında yaygın olarak biliniyordu. Biim halkımızın, İstanbul, Kahire, Hindistan basmalarından da faydalandığı malumdur. Finlandiya’da yaşayan soydaşlarımızın /Hasan Hamidtilla v.b./ neşrettikleri “Kur’an” nüshaları İtil-Yurt’taki Müslümanlara da ulaşıyordu. Son yıllarda mukaddes kitap Tatarlar tarafından arka arkaya bastırıldı. Acaba, “Kur’an” Tatarca’ya tercüme edilmiş mi? Her hangi bir şekilde onun üzerine çalışma yapılmış mı? Bunun gibi cevap olarak, Nuriya Girayeva’nın ilgk incelemelerini hesaba almadığımızda, bu meseleye hemen hemen hiç değinilmemiştir. Sadece, başka halklara değil, Arapların kendileri için de “Kur’an”ı anlama, anlatma, kolay değildir. Dolayısıyla çeşitli tefsir kitapları yazılmıştır. Bu, ayrıca, Arap olmayan başka İslam toplumlarına özgü bir olaydır. Bunu biz Türk-Tatar tarihinden de görebiliyoruz. Mesela, Altın Orda alim”i Mahmud Bulgari kendisinin “Nehcel-Feradis” adlı eseinde /1358/ hadislerden, mukaddes kitaptan, Arapça parçalar vererek, onları Türkçe anlatıyor. Böyle örneklerle, Seyf Sarayi /1321-1396/, Möhemeddyar /1497 ve XVI. Yüzyılın ortaları/, Ebelmenih Kargalıy /1782-1833/ ve başka alimlerin eserlerinde de çok karılaşıyor. Özel tefsir çalışmalarının yapıldığını biliyoruz. Alimlerin belirttikleri gibi, 1507 yılında Kazan’da Tatar Türkçesinde tefsir yazılıyor, 1552 yılında “Hadisler Cıentığı (Hadisler Kitabı)” yapılıyo.3Devlet ve özel kütüphanelerde “Kur’an”la ilgili el yazma tefsir eserleri oldukça çoktur. Son asırda basma şeklinde olarak yayımlanmış tefsirlere de rastlanıyor. Mesela Yahşıbay4 Medresesi’nin müdirrisi, Şeyhülislam Hemidi /1869-1911/5,1907 yılında Kazan’da, “Kur’an”ı Tatarca anlatma-şerhleri ile bastırıp çıkartıyor. Bu kitab 1985 yılında Katar’da tekrar neşredilmiştir6 Tatarlar arasında son on yılı içinde “Tefsire Nogmani” metni de çok rağbet görmektedir. O 1959 yılında Finlandiya’da da basılmıştı “Kur’an Tefsiri” ismiyle Nugmani yazması (o kutsal kitabın tam tefsirini kapsamakta) 1994 yılında Kazanda da 100 bin adet basıldı. Onun çalışmasında Arapça metinler yoktur. “Kur’an”ın nahiyeti, sureler ve ayetler, orijinalindeki sırasıyla Tatarca anlatılıyor. XX. asrın başında milli bilincin artmasıyla, iç ihtiyaçlara göre, “Kur’an”ın tercüme edilme meselesi gündeme geliyor. Ancak, bu meseleye bakışlar değişiyordu. Bazıları kutsal kitabı, Tatarca’ya çevirmeye tamamen karşı çıksalar da bazıları destekliyorlardı. Bu şartlar altında “Kur’an”ı, birkaç kişi Tatarca’ya tercüme etmiştir. Bunlar arasında ayrıca ünlü alim, filozof, muallim, ilahiyatçı Musa Bigi’nin (1875-1949) faaliyetleri önemli yer alır Mısır’da, Arabistan’da öğrenim görmüş olan bu şahıs, Arap dilini, kültürünü pek iyi biliyor. Onun “Edebiyat-ı Arabiya ili Umum-i İslamiye..”si (Kazan, 1908. s.72), Al-Mağarri’nin eserlerinin tercümesi kapsamaktadır. “Al-Luzumiyat” (Kazan, 1907, iki cilt.) ve başka kitapları aydınlar tarafından iyi bilinmektedir. 1910 yılının başında m.Bigi, “kur’an”ı Tatarca’ya tercüme ederek, neşrediyor. Ancak çeşitli sebeplerden dolayı kitabın sadece bazı nüshaları okuyuculara ulaşıyor. Buna rağmen, M.Bigi’nin tercümesi kamuoyunun dikkatini kendisine çekiyor. Bazı şahıslar onu destekliyor (F.Gıysmeti…), bazıları karşı çıkıyor (S.İmankulov…), bazıları da onun eksik taraflarını öne sürüyordu. G. Tukay. “Yalt-yolt” dergisi muhabiri Ahmed Urmançiyev’e (1879-1922) yazdığı mektubunda (11.05.1912), Musa Bigi’nin tercümesini pek destekleyerek yazılar yazmamaya ve ona “objektif” bakmaya tavsiye ediyor. “Çünkü onun dili yok”tur diyerek, bu konudaki fikrini şöyle açıklıyor: “Okuyarak, “Kur’an”ın adilliği öğrenilsin, halk ondan dönsün ya da iyiliğini anlayarak, ihtida etsin (doğru yolu bulsun,- H.M.) diyen maksatların her ikisine de hizmet edemiyor… Rusya’da “Kur’an”ın tercüme edilmesi gerekiyorsa, o zaman, tercüme etmeye en layık kişi Rıza Kadı (Rızaeddin Fahretdin.-H.M.)dır. Çünkü o “Esma”, “Selime” gibi kitaplarıyla kuve-i –tehriye (yazı güçü.H.M) ve hatta şiirden anlayan biri olarak açık ifadeli yazma tarzına sahip (üslubu. H.M.) sade ve güzel yazan bir yazardır. Yoksa onun Arapça bilgisi Musanınkinden eksik mi? “Yeni” diyerek, her şeye hayran olmamak ve ayrıca da Kazan basımının gerçekçi bakıştan ayrılmaması gerekiyordu.7 10. yıllarda K.Motığıy, F.Gıysmeti “Kur’an” dan başka tercüme örneklerini okuyuculara takdim ediyorlar. Bunlarla ilgili tanınmış şahıs Fakih Emirhan 1916 yılında “An” dergisinde “Tercüme-Tefsir” isimli mahsus makale örneklerini okuyuculara takdim ediyor. Bu yazısında yazar kutsal kitabı tercüme etmenin zaruri olduğunu testeklese de bu işin ciddi ve sorumlu iş olduğunu ifade ederek, “Kur’an”ın gayet fasih Arap dilinden tercüme ederken, Tatar dilinin fesahat (edebi, incelik H. M.) tarafı çok büyük dikkat ve uyum ile takip edilmezse (göz önünde bulundurulmazsa. H. M.), “Kur’an”ın aslındaki güzelliğinden tercümenin tamamen mahrum kalacağını, yoksa “Kur’an” terçemesinin kullanılmasında, yaygınlaşmesinda çok büyük zarar verileceğini belirtiyor.8 F. Emirhan’ın bir fikri daha çok enteresan ve önemlidir. Onun fikrine göre “Kur’an” . Esadece bir kişinin tarafından tercüme edilmemeli. Bu işi uzmanların ev ediplerin birlikte yapmaları, sonunda dikkatlice gözden geçirmeleri şart. Sadece bunlar yapıldıktan sonra “Kur’an” tercümesini yayınlamak mümkündür. Her Arapça bilen şakirt bu işe alınırsa sonu tehlikeli olur. F. Emirhan “Kur’an”ın sadece tek bir tercümesinin olmaması görüşünü savunuyor. “Kur’an”ı, Tatar diline Burhan Şeref (1883-1942), Murad Remzi (1955-1943) ve bazı başka aydınların tercüme ettikleri de de bellidir. Ancak onlar büyük ihtimalle neşredilmemiştir. Onun için şimdilik bu metinler hakkında fikir sahibi değiliz. “Kazan Utları” dergisinin 1991 tarihli 9.-10. sayılarında Enver Hayri tarafından “Kur’an”nın 75-114. sureleri neşredildi. Orada metinler önce orijinalde (Arap yazısıyla ve transkripte), sonra Tatar dilinde veriliyor. Tercümeler içindekileri, fikirleri nispeten kapsamlı ve eksiksiz yer alması, dilinin anlaşılır almasıyla olumlu etki bırakıyorlar. Ancak “fesahat” tarafın geliştirme yönünde düzeltilmesi gerekmektedir. “Kur’an”ın tercümelerinden bahsederken, onun Rusça baskılarından da söz etmek gerekir. Çünkü Tatarların bir kısmı, ayrıca son dönemlerde kutsal kitabın Rusça baskılarına da müracaat ediyorlar. Alimlerin belirttiklerine göre, “Kur’an” Rus dilinde ilk defa 1716 yılında neşrediliyor. Onu, P. Posnikov adlı bir kişi Fransız dilinden aktarıyor. Daha sonraki baskıları, daha çok, Batı Avrupa dillerinden tercüme ediliyor. Kazan Üniversitesi profösörü A.Kazembek geçen asrın ortalarında “Kur’an”ın ilk kısımlarını orijinalden Rusça’ya aktarıyor. XIX. Asrın ikinci yarısında bu faaliyet, G. S. Sablukov (1804 – 1880) ve general D. N. Boguslavski (1826 – 1893) tarafından devam ettiriliyor. Sonuncusunun 1871 yılında tamamlanan tercümesi, belirsiz sebeplerden dolayı yayınlanmıyor. G. S. Sablukov baskısı (1878), her ne kadar dil bakımından ağır fikri bakımdan bazı yetersizlikler taşısa bile, ilgi çevreler tarafından olumlu görülüyor (V.Bartold. V.Rozen, A.Krımski v.b.). Şunu da belirtelim ki, tercüme sırasında G. S. Sablukov, Ş. Mercani, K. Nasıri, M. Mehmüdov ve başka bazı Tatar alimlerinin de görüşlerini alıyor. “Kur’an”ın 1878 yılındaki Rus baskısı 1907, 1990 yıllarda tekrar neşrediliyor. Kutsal kitabın akademik Kraçkovskiy (1883- 1951) tarafından yapılan tercümesi şu anda “Kur’an” ın Rus dilinde ilmi, en güvenilir baskısı sayılmaktadır. O, 1963, 1986, 1990 yıllarında yayınlandı. İ. Y. Kraçkovski tercüme esnasında “Kur’an”ın Tatarca baskılarını da göz önünde bulunduruyor, Musa Bigi ile bağlantıda bulunuyor. Kutsal kitabın Valeriya Porohova tarafından Rusça’ya tercümesi de (Kor’an perevodı smıslov. M.1991 425 s.) itibara layıktır. Orada orijinalin hem anlam hem de sanat tarafı önemli ölçüde dolu ve ustaca verilmekteydi. Şiiri satırlarda nefeslik, manevi zenginlik göze çarpmaktadır. Şu da önemli; Müslümanlığı kabul eden V. Prohova’nın bu tercümesi İslam dünyasının tanınış uzmanları tarafından da olumlu olarak değerlendirilmiştir. * * * Böylece, Tatar halkı ve onu oluşturan kavimler İslam dini ile, günümüzden 13 asır önce tanışmaya başlamışlar. Yüzyılların geçmesiyle İslam dini bizim atalarımızın temel dinine, manevi kıblesine, hayatlarının ayrılmaz bir parçasına dönüşmüştür. Onun sayesinde siz şarkın insani ve medeni birikimlerini ciddi bir biçimde öğrenme imkanına sahip olmuşuz, medeni birikimlerini ciddi bir biçimde öğrenme imkanına sahip olmuşuz, dünya uygarlığına açılmışız. İslam dini bizim atalarımıza başka kavimler, ilk olarak da Türk soydaşlarımız ile ilişki içerisinde olma kardeşçe anlaşmak için gerekli şartları doğurmuş. Şimdi ise, pek çok zorluklardan, kayıplardan sonra, tekrar İslam dinine sıkı bir biçimde sarılıyoruz. Bu anlamada, camiler ve medreseler açılmakta, “Kur’an-ı Kerim”, dini edebiyat dağıtılmakta ve gönüllerimiz temizlenmektedir. Böylece, geleceğe olan ümidimiz, inancımız da artmaktadır. Çünkü yüzyıllar boyunca denemiş, sınamış İslam dini tekrar bizimle birliktedir. KAYNAKLAR Ebu Hamid el-Garnatıy’ın Bolgarga Seyahati, Kazan Utları, 1976, No:6. s.148-156. VALEEV, R.M., İz İstonuu Kazanskogo Vostokovedeniya Seredinı Vtoroy Polovinı XIX v., Gordiy Semenoviç Sablukov Türkolog i İslamoved, Kazan, 1993, s.104. GUMİLEV, L. N., Otkrıtıye Hazari.., M. Nauka, 1966, s.191. GARAYEVA, Nuriya., Kak Perevesti Koran? İdil, 1990, No;.5., s.37-41. İBRAHİMOV, Galimcan, Borıngı İslam Medeniyeate, Ufa, Orenbug, 1909, s.48 İbn-i Batuta’nın Deşt-i Kıpçakda Seyahati, Orenburg, Vakit, 1917, s. 48 Kor’an Tefsire, “Tefsire Nogmani”, Kazan, Tatkitneşr, 1994, s.683. MAZİTOVA, N. A., İzuçeniye Mlinego i Srednego Vostoka v Kazanskom Universitete, Kazan, Kazan Devlet Üniversitesi Yayınları, 1972, s.225 MERCANİ, Şıhabeddin., Möstöfadel-Ahbar fı Ehvali Kazan ve Bolgar, Kazan, Tatkitneşr, 1989, s.415. MİNNEGULOV, Hatıyp.,Tatarskaya Literatura i Vostoçnaya Klassika… Kazan, Kazan Devlet Universitesi Yayınları, 1993, s.384. MINNEGULOV, Hatıyp., “Kor’en” hem Tatar Edebiyatı, Megarif, 1993, No:3 s.15-17. MİNNEGULOV, Hatıyp., ''Tatarlık İslam Belan Köçle'', İslam Dini ve Tatar Edebiyatı, İman Nurı, 1994, No: 2,S.26-35 MİNNEGULAV, Hatıyp, SATRETTİNOV., Şeyhilislam, 9. Sınıf Öçen Adabiyat, Kazan, Megarif, 1994,. S. 336. NOVOSEL’TSEV, A. P., Hazarskoye Gosuderstvo i Ego Rol'v İstorii Vostoçnoy Yevropı i Kafkaza, M., Nauka, 1990, s.263. Puteşestviye Abu-Hamida al-Garnati v Vostoçnuyu Yevropu (1131-1153 gg.), M., Nauka, 1971, s.136. Tatar Adabıyadı Tarihı, 6. Cilt, Kazan, Tatkitneşr., 1984, I. Cilt, s. 575. 1986, III. Cilt, s. 600. TAHİRCANOV, G., Tarihtan Adabiyatka, Kazan, Tatkineşr., 1979, s.167. TİZENGAUZEN, V., Sbronik Materialov, Otnosyaşcihsya k İstorii Zolotoy Ordı, Spb, 1884, I. Cilt s.564; 194l, II. Cilt, s.308. TUKAY, Gabdulla., Asarlar, IV Cilt Kazan, Tatkitneşr., 1997, IV. Cilt. s. 431. FAHREDİNEV , Rizaeddin., Bolgar ve Kazan Töreklere, Kazan, Tatkitneşr., 1993,s. 287. FAHREDİNEV,Rizaeddin., Altın Urda Hannarı, Kazan, Tatkitneşr., 1996. s.127. HUDYAKOV, M., Oçerki po İstorii Kazanskogo Hanstva, Kazan, Gosiztat., 1923, s.304. 1 Ş.Mercani, Mustafadelahber …., 1989 s.120. 2 Bu konuda bakınız. İman Nurı, 1994, N:2,s.26-33. 3 Bkz:Tatar Edebiyatı Tarihi 1.Cilt. s.294 4 Yahşıbay: Tataristan’ın Sarman iline bağlı bir köy. 5 Aslen bu zat Bua kazasındandır ve tarihçi Hadi Atlas’ın dostudur. 6 Bkz. Miras. 1993.No.10 s.86. 7 G. Tukay, Eserler, g Cilt, Kazan, 1977, 1.Cilt, s. 323-324. 8 Fatih Emirhan, Eserler, 4.Cilt, Kazan Tatkitneşr, 1986, 1.Cilt, s.156.159. Hatip MİNNİGULOV | Kazan Üniversitesi. RUSYA FEDERASYONU, TATARİSTAN Türkiye Türkçesine Aktaran: Kalamamat KULAMASHAEV | Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Öğrencisi, Ankara-TÜRKİYE yazılış tarihi hakkında bilgimiz yok kaynak: http://www.akmb.gov.tr/turkce/books/turkkong4-4/tk4-4-37-minigulov.htm |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
|
Tatarca - Türkçe Kelime Dağarcığı: - her tıkta üç yeni kelime öğrenin!! ||| bolğançıq = bulanık ||| éTAWISH yarar = peki, tamam, olur, oldu, olabilir ||| möxändis = mühendis Kelimelerin Alındığı Kaynak --- [6880+ Tatarca kelime | 6880+ Tatarça süz] |